İnsanlığın geleceğine ilişkin karamsar tablolar çiziliyor. Virüslerden savaşlara, çevre felaketlerinden iktisadî buhranlara kadar niceleri. Gelecek umutsuzlukla ve korku senaryolarıyla karartılırken bu gün de karatılmış oluyor. Tüm bunların doğruluk payları bir yana bizim üzerinde durduğumuz, ana değer merkezinde gördüğümüz insan bozulup çürüyor. Asıl tehlike de bu işte. Yazmanın kendi varlığıyla bir değer, ortaya konulanlarla da bir umut olduğunu düşünüyoruz. Sağalma ve sağaltma çabası…
Çürümenin boyutları o denli vahim ki, çürümeye direnmesi umulanlar da kendisini kurtaramıyor bundan. Soyut ya da somut “kirli mülkiyet” ve kirli iktidar hırsı, bozulmanın ve çürümenin ana etkeni. Yalın, kendisiyle barışık, şekvası yalnızca benliğindeki kirlerden olan, anlamı anlamış, yol bilen sanatçıların hiç olmazsa, bu iblis sarmalından ötede bir umudu “türkülemeleri” gerekli değil midir? Böyle olmuyor. Hepi topu küçük bir kabile olan edebiyat çevresi bile birbirini benleriyle ezmeye, görmezden gelerek yoksamaya (doğrudur: yoksamaya) çabalıyor. Ve çürüme, en etkisiz olması gereken alanlardan birinde de, egemenliğini etkin kılmayı başarıyor.
Tüm olumsuzluklara karşın, gücümüz bitene değin bu çürümeye karşı durmaya çalışacak, iyi dergileri, iyi şairleri ve yazarları alkışlayıp elimizden geldiğince gönendirecek, bizi gör (e)meyenleri de görecek ve böylelikle de, bir nebzecik de olsa çürümeye karşı duracağız. Bizim uzayımızın derinliklerinden gelen ses böyle söylüyor.
Esenlikler…
M.S.
Ağustos 2009 - 91. sayı yazıları