Bazı kağıtların değeri düşüyor, bazı kağıtların arkasındaki “yalandan güç”, gücünü kaybediyor, yerküre fokur fokur kaynıyor. Bastığı kağıt parçalarıyla insanlığı esir etmeyi büyük ölçüde başaran odaklar, bu kağıtlarla kandırdıkları insanların ellerinden neleri var neleri yok alanlar, kendisini sokan akreplerin trajik durumunu yaşıyorlar. Yalan değerler bir bir yıkılıyor.
Bu kadar azgınlığın, azgınlıkta sınır tanımamanın “gayret”e dokunacağı belliydi ve öyle de oldu. İnsanın hakikatine aykırı ve değer diye yutturulan yalanlar yıkılırken, hakikatin hilali kara bulutlar ardından kendisini göstermeye başladı. Çevremizde olan bitene baktığımızda umudun esamesi okunmayacak haldeyken, umuda dair bir önceki cümleyi nasıl mı söyledim? Olmazları olduran gücün, insana yönelik büyük merhametine inandığımdan dolayı. Çünkü insan “zor”da.
Bazı kağıtların değeri yükseliyor. Onlar yalan değerler üzerine bir şeyler bina etme gayretinde değiller. Kendi iç dünyalarının aynasından yansıyanları yansıtıyor ve yapıp etmelerinin içine yalan karıştırmamaya çalışıyorlar, saf insanîlikle oluşturuyorlar mevcutlarını çünkü. Onlar her zaman değerliydiler, değerleri görülse de, görülmese de. Her kağıt; üzerindeki ibarenin, işaretin hakikate yakınlığı oranında değer taşıyor. Yalanı zamanın güveleri yiyip bitiriyor, hakikat yerli yerinde duruyor. “Bir nokta” da bu kapsamın içinde. Hakikate yakınlığı oranında gün gün ilerleyip yürüyecek yolunda. Değilse o da yitip gidecek...
Sanatta da, hayatta da köşe dönmecilik, üçkağıtçılık, dalavere, beleşçilik gibi arızalar hükümranlıklarını yitirecekler ve yine “Hak- alınteri-emek” kazanacak. Başka yolu yok...
Esenlikler…
M.S.
Kasım 2008 - 82. sayı yazıları