Anasayfa Künye Yazarlar Arşiv Yorumlar Dağıtım Yerleri
76 Mayıs 2008
bukalp seni unuturmu anjo muro
Hayat bir noktadan başlar Emine Koylu
Bu Arkadaş ÇOK Güzel Yazıyor
Alev Dülger
onur özbekrem süleyman unutmaz
söz şifadır çağatay uluer
İnsan, sözünde saklı-3 Fatma Feyza Şencanlar
Romeo Ve Juliet Örneğinde Batının Aşk Anlayışı
Shakespeare'ın trajedileri içinde gençlik aşkını konu edinen Romeo ve Juliet, dikkatlice okunduğunda Shakespeare'ın şahsında batının aşka bakışını görmek mümkündür. Shakespeare, bu eserinde iki genç arasındaki aşkı anlatırken, gerçekte aşkın ne olduğunu da diyaloglarında vermeye çalışır. Özellikle oyunun kahramanları arasında geçen diyaloglarda aşk üzerine yapılan konuşmalar dikkatlice okunduğunda, aşka diğer oyunlarından farklı bir anlam yüklemediği görülür.
Batıda aşk üzerine yazılmış en güzel eserlerden biri olarak gösterilen Romeo ve Juliet, gerçekte Shakespeare'ın diğer önemli birkaç oyunun yanında gölgede kaldığı söylenebilinir. Çünkü diğer trajedilerindeki ele aldığı konuları doruğa çıkaran Shakespeare, Romeo ve Juliet'te ne yazık ki, söz konusu aşk olunca düşüşe geçmektedir. Bu düşüşün birinci sebebi, Shakespeare'ın kadınları çok iyi tanımasına karşılık, onlardan gördüğü ihanet ve onun homoseksüel ruhudur. Bu iki engeli aşamayan Shakespeare, diğer eserlerinin evrenselliğine karşın Romeo ve Juliet'te vasatın üzerine çıkamamıştır.
Romeo ve Juliet ilk sahnesinde Gregory ile Sampson arasında geçen konuşmalarla başlar. Konuşmalardan anlaşılacağı üzere Montague ile Capulet aileleri arasında kavga vardır. Bu iki kavgalı aile birbirine diş bilemektedir. Kraliyete yakın iki aile ve bunlara bağlı olan uşakların konuşmaları ve oyunun gelişim sürecine bakıldığında, gerçekte bir feodal zihniyetin varlığı kendini gösterir. Orta Çağ zihniyetinin halen kendini hissettirdiği Elizabeth dönemini anlatan Shakespeare, bu iki ailenin kavgasıyla feodalitenin halen izlerinin devam ettiğini anlatmak ister.
Oyun, bir aşk hikâyesi olarak okunmaya elverişli olduğu gibi, sosyo-kültürel anlamda okunmaya da müsaittir. Romeo ve Juliet'i daha çok aşk ekseninde değerlendirdiğimizde, bu aşkın daha çok beşeri ve tensel bir aşk olduğunu ve satır aralarında verilen fikirlerle trajik bir hikâye anlatılırken, gerçekte aşkın tarifinin yapıldığı görülür. Gregory'nin “Korkak duvar dibinden gider” 1 sözüne karşılık Sampson'un “kadınlar da mahlûkların zayıfı oldukları için tabi onlar daima duvara itilirler. İşte ben Montageu'nun erkeklerini duvardan itip kızlarını oraya dayarım”2 sözü ve Dadı'nın: “kocam demişti hemen sen yüzüstü mü düştün? Sırtüstü düşeceksin aklının erdiği gün”3 ifadesi cinsel ilişkiyi ima ederken bir başka yerde Mercutıo'nun “İstiyor sevdiğinin o yemişini yemek”4 sözü aynı şekilde cinsel ilişkiyi öne çıkarmaktadır. Bir aşk hikâyesinde çağrışım dahi olsa, böylesine kötü ve kaba ifadelerin kullanılması eserin bütünlüğüne ve aşkın diyalektiğine gölge düşürür. Oysa Leyla ile Mecnun'da aşkını ifade etmekten utanan Kays, Mecnun isminin arkasına sığınır ve Mecnun delilik anlamına geldiği için aşk yüzünden yaptığı her şeyi hoş karşılamalarını bekler. Çünkü Doğu'da sevilen bir kadının adı çıktığı zaman artık o kadın kutsallığını yitirmiş demektir. Romeo ve Juliet'in sık sık buluşup öpüşmeleri, Juliet'in ellerinin öpülmesi, öpülürken kutsanması tamamıyla batı gelenek ve göreneklerinin oyuna yansımasından başka bir şey değildir. Romeo ve Juliet'te aşk görmek ve dokunmak üzerine kurulu, şehevi bir hal alırken, Leyla ile Mecnun'da sevgili gizemli, uzaklarda ve hasret çekilen bir varlık olarak karşımıza çıkar. Leyla aşkın, güzelliğin ve mahremiyetin sembolüdür aynı zamanda… Romeo, Juliet'i dudaklarından öperken Juliet, ona günah işlediğini söyler. Öpücüğün günah olması tasavvuru yine İsa'nın uğradığı ihanete dayanmaktadır ve aynı zamanda aşkın bir günah olduğu fikri işlenmektedir. Oysa Leyla ile Mecnun'da aşk insanı Allah'a götüren bir araç… Hatta “Birbirinizi sevmediğiniz müddetçe iman etmiş olmazsınız” hadisiyle bu desteklenmiştir.
Shakespeare, bu oyununda kahramanları aracılığıyla hem aşkı sorgular hem de ne olduğu üzerine fikir yürütür. Mesela oyunun bir yerinde Romeo “yürüdüm, onun değil, tahayyülümün gösterdiği yolda” derken, gerçekte sevgilinin değil, tahayyülümün peşinde gittiğini söyler. Daha açık ifadeyle aşkı önce hayalde oluşturur, sonra fiiliyata döker. Romeo'ya âşık mısın diye sorulduğunda “düşmüşüm” diye cevap verir. Bu düşmeyi daha sonra sevgilisinin gözünden düşmeye bağlasa da ilk anda vermek istediği şey, “aşkın bir düşkünlük hali” olduğudur. Çünkü aşk, seven kişiyi sevdiği için her yola sürükler… Aşkın zalim olduğuna inanan Shakespeare, insanın gözlerini kör ettiğini söyler. Aşkın içinde sevgi ve nefretin birlikte yer aldığını ve somut şeylerle aşkı tarife çalışır: “Ey kavgacı sevgi! Sevilen nefret! Ey hiçten yaratılmış her şey! Ağır hafiflik! Biçimli şekillerin biçimsiz hengâmesi! Kurşundan tüy! Parlayan duman! Ey soğuk ateş! Hasta sıhhat! Ve henüz uyanık olan uyku! Ah! Bunlardan hiç biri değil; bu sevgiyi ben hissederim,,fakat zevk bulamam buna rağmen”5, ve sevgi ıstırap çekmektir diyerek sürdürür aşıkın halini: “Sevgi iç çekişlerin buharıyla yükselen bir dumandır. Bu duman zail olunca birden âşıkların gözünde bir nur kalır parlayan, bu nur zihni kedere sürüklediği zaman gözyaşıyla beslenen bir deniz olur. Sevgi, bundan başka nedir ki? En makul çılgınlık, en boğucu bir acı. Bir tatlılık: ölümden koruyup kurtarıcı.”6
Shakespeare, gerek sonelerinde olsun gerekse Romeo Juliet'te aşkı güzellik ile bağdaştırır. Shakespeare göre aşk güzelliktir ve ancak güzel olana duyulur sevgi. Elbette aşk ile güzellik arasında derin ve güçlü bir bağ vardır ama yine de her sevilen varlığın güzel olduğu söylenemez. Güzellik olgusu, seven kişinin görüşüne bağlıdır. Daha açık ifadeyle kim nasıl görürse öyle sever. Romeo'nun “sevgilimden çok daha güzel biri mi dedin? Tabiatın varlığa kavuştuğundan beri her şeyi gören güneş, görmedi ona bir eş”7 diyerek sevgilinin istisna bir güzellikte olduğunu anlatmak ister. Oysa güzellik göreceli bir kavramdır. Romeo'nun bu sözüyle Shakespeare, iki şey üzerinde durur. Birincisi âşık maşukunu severken abartarak sevdiği ve onu gözünde öylesine büyüttüğüdür. Zira ona göre dünyada bir tek sevgili var ve bir tek sevgili güzeldir. İkincisi, güzelliğin ölçüsünün sevenin yüreği olduğudur. Çünkü hiç kimse Juliet'i Romeo'nun gördüğü gibi görmez. Aşka bu bakış açısını Fuzuli'nin Leyla ile Mecnun'da da görmek mümkündür. Mesela, Mecnun Leyla'ya olan aşkını ve onun güzelliğini o denli büyütür ve şöyle der:
“Men ü sahra-yı vahşet menzil etmen afiyet küncin
Esir-i dam-ı zulmet olmazem çün talib-i nurem

Hayal-i çin-i zülf ü tak-ı ebrusiyle zevküm gör
Sanasen haşmet ile Kisriyem kadr ile fakfurem” 8
(Ben yalnızlık sahrasını seçtim, artık afiyet köşesini konak edinmem. Zulmet tuzağının tutsağı olamam, çünkü ben nura talip olmuşum. Onun kıvrım kıvrım saçı ve hilal kaşının haliyle ne keyfiteyim gör. Sanırsın ki, haşmet içinde bir Kisrayım, değer ve kıymetçe fağfurum.)
Görüldüğü gibi, sevgili aya, güneşe benzetilerek adeta insanüstü bir varlık haline getirilmektedir. Aşkın diyalektiğinde bu vardır. Bu anlamda Fuzuli ile Shakespeare aynı noktada buluşur. Romeo ve Juliet'te aşkın zalimliği dile getirilirken, Leyla ile Mecnun'da aşkın deliliği anlatılır. Bu delilik, aslında aşkınlığı içinde barındıran bir deliliktir. Âşık, sevdiğinin hayaliyle yatıp kalkar, her yerde onu görür her yerde onu arar. Dolaysıyla aşıkın yaşadığı bu yoğunluk onu bir gaflet haline sürükler. İşte bu gaflet hali aşıkın deliliğini gösterir. Aşıkın gözü sevgilisinden başkasını görmediği için başka dünyalar ona görünmez. Hatta bununla ilgili olarak şu anlatılır: Mecnun Leyla'nın aşkından divane olup çöllere düşmüştür. Çölde yürürken farkında olmadan namaz kılan bir bedevinin önünden geçer. Bedevi bunun üzerine namazını bozar ve: “Namaz kılarken nasıl önümden geçersin? Görmedin mi namaz kılıyorum” der. Bunun üzerine Mecnun, “Ben Leyla'nın aşkıyla buradan geçerken seni görmedim. Sen nasıl Tanrının huzurunda iken beni gördün?” diye cevap verir. Romeo ve Juliet oyununda aşkın nerede durduğu sorusunun cevabını hiç kuşkusuz Rahip Laurence verir.
“İki kuvvetli düşman çarpışır birbiriyle
Birisi fazilettir öbürü gemsiz arzu” 9
Aslında rahip aşkın fazilet ile arzu arasında gidip geldiğini, arzunun aşka galebe çaldığını anlatmak ister. Gerçekte Shakespeare, Romeo ve Juliet'de aşkın masumiyetini değil de arzu ve isteği anlatır. Çünkü akılcılığın hâkim olduğu batı kafasında ihtiras ve arzu vardır. Kadının erkeği, erkeğin kadını elde etme arzusu. Batının doğuyu yönetme arzusu. Adam öldürme ve kan dökme arzusu. Hatta bunun kökenine gidilirse, batı Âdemin çocuklarından Kabil'den almıştır genini. Doğu ise Habil misali boyun eğmiştir kadere…
Shakespeare'ın aşk hususunda üzerinde durduğu bir diğer şey ise aşkın insanı değiştirdiğidir. Bu düşünce Fuzuli'de de vardır. Gerçekten âşık olan bir kişinin düşünce ve davranışları değişir. Romeo ve Juliet'te ayakları yere basmayan yumurtalıklarıyla düşünen ve bu yüzden uykusunu kaybeden âşıklar görürüz, Leyla ile Mecnun'da ise ayrılığın verdiği hasretle yanıp kavrulan, aşk ateşinde pişen, daha sonra sevgilisi geldiğinde “çekil önümden Leyla, ben asıl Leyla'mı buldum” diyerek beşeri aşktan ilahi aşka uzanan bir değişim görülür. Romeo ve Juliet ise değişim fizikseldir.
Romeo ve Juliet'te Kont Paris'te Juliet sevmektedir. Kilisede karşılaştıklarında aralarında ilginç bir diyalog geçer:
“Zavallı yavrum yaşlar yüzünde iz bırakmış.
Juliet: Bu gözyaşları bir zafer sayılmaz ki,
Onlar bozmadan evvel yüzüm yine çirkindi.
Kont Paris: bu sözle yaşlara çok haksızlık ediyorsun
Juliet: iftira değil ki bu doğruyu söylüyorum
Ve söylediğim bu sözü ben yüzüme söyledim
Kont Paris: senin yüzün benim, ona iftira ettin” 10
Bu diyalogla Shakespeare, güzelliğin göreceli bir şey olduğunun altını çizmekle birlikte Kont Paris'in: “senin yüzün benim, ona iftira ettin” sözüyle narsis bir sevgiden bahseder. Romeo'nun Juliet'e aşkı cinsel aşk iken, Kont Paris'in aşkı narsist bir aşktır. Daha doğrusu kont Paris kendine âşık biridir. Juliet'i kendine benzediği için sevmektedir. Aşıkın, sevgilide fiziki olarak kendi yüzünü görmesi ile sevgilide ruhsal bağ kurması aynı şey değildir.
Leyla ile Mecnun marazi bir duygu ile kaleme alınmış derin acı ve hüzünlerin aşkıdır. Romeo ve Juliet şehevi satırlarla süslenmiş âşıkların ölüm hikâyesidir. Romeo ve Juliet batı dünyası için evrensel bir aşk hikâyesi olabilir ama doğu için ancak cinsel arzuyu anlatan bir oyundur. Bu anlamda Romeo ve Juliet'i, Shakespeare'ın aşkı tanımlama çabası içinde yazdığı bir eser olarak görebiliriz, o kadar…
Romeo ve Juliet'ten seçme sözler

-Korkak duvar dibinden gider
-İsyankâr tab'a sulh ve sükûnetin düşmanıdır
-Kaderin geldiği yer bilinmiş olaydı
-Tahayyülümün gösterdiği yolda yürüdüm
-Aşk düşürür
-Aşk görünüşte nazik, denendiğinde zalim olur
-Sevginin gözleri bağlıdır, bizi dilediği yola götürür
-Aşk, biçimli şekillerin biçimsiz hengâmesi
-Sevgiyi hisseder fakat zevk bulamam
-Sevgi iç çekişlerin buhranıyla yükselen dumandır
-Güzel hedef çok çabuk vurulur
-Ölümle güzelliği harcanıp kaybolacak
-Güzellik mal olmuyor sonraki nesillere
-Sonradan kör olan kimse evvel gördüğünü unutamaz
-Bir ateş ateşi söndürür bir acı diğerinin acısıyla hafifler
-Hayalimden geçmeyen bir şereftir evlilik
-Kadınları erkeklerdir yükselten
-Bakarım sevmek için
-Aşk öyle haşindir ki, diken gibi acıtır
-Sevgi sana zalimse sen de ona zalim ol
-Öpmek tatlı bir günah
-Benim düşman olduğum yalnız senin adındır
-Gül denilen çiçeğin adı değişse bile kokacaktır
-Sevginin kanatları duvarları aşıyor
-Aşkın teşebbüs edip başaramadığı ne var
-Sevgilinin sesi, dinleyen kulaklara musiki kadar tatlıdır
-Gençlerin sevgileri kalplerinde değil gözlerindedir
-Erkek kuvvetsiz kalırsa kadın düşer
-Ben nezaketin mükemmel örneğiyim
-İki kişi sır saklar birini yok ederek
-Ağır kadar geç varır hedefe hızlı giden
-Servetini sayanlar ancak dilencilerdir
-Ne yazık kaderin elinde bir oyuncağım
-Katilleri affeden merhamet cinayet işler
-Sevgilinin yaşadığı yer cennettir
-Felaketin tatlı devası felsefedir
-Sende erkek şekline bürünmüş bir kadın var
-Saadetin kadrini bilmeyen sefil olur
-Ortalık ağardıkça bahtımız kararıyor
-Nefret ettiğim şeyden gurur duyarım
-Uzun zamandan beri evli duran değil de, düğünden sonra çabuk ölen mesuttur.
-Beni arzum değil de fakirlik yıpratıyor
-Seni kendimden ziyade seviyorum
Mürsel Sönmez
Sürgünce-34
H. Ziya Taşkent
Geldiği Gibi
Resul Tamgüç
Özgür Gemi

Aliye Akan
Haberi Var

Nurettin Durman
Soru İşaretleri
Adem Turan
Şâir Yolda

Sıddık Ertaş
Anasır
Müştehir Karakaya
Çılgınlık Saatleri
Yasin Şafak
Gelecek Yarınlarda

M. Davut Yücel
Tahtaya Şiir
İbrahim Yarış
Işık Hanım'a Göre
Ali Görkem Userin
Cehennem Meselleri*

Süleyman Çelik
Sa'y, Adın Aşk Olsun
Sâre Çermik
Kışbahar