Şarkî Ayrılık
- Şöyle eğil, eğil. Tam parmağımın işaret ettiği yere bak. Tam şurada duracak araba. Şu büyük iğde ağacının ucundan görünen gri yığın var ya, işte onun sol tarafında. Hani buzluğa giderken geçtiğimiz ayvalığın demiryoluna bitiştiği yerde...
- 1 saat oldu hala gelmedi ama.
- Neredeyse gelir. Baksana, su borularının gölgesi kanalın ta diğer ucuna kavuştu. Nah şu attığım taşın suya düştüğü yeri geçince gölge, çok kalmaz geçer araba.
- Aaa, işte gördüm. Ayrıma girdiler.
Ayrıma girilmiştir.
Gittin ya, ey malihülya, gergefiyle bir deniz
Boğdu beni, sensizlikten yüreğimde iz kaldı
Ardın sıra serdeli hayallerim çaresiz,
Sevda yetim, aşk öksüz, şair kimsesiz kaldı
- Babamın elindeki kutuya baksana, kocaman.
- Asıl sen abimin ayakkabılarına bak, bembeyaz. Cırtcırtları var mı dersin. Yanlarında cepleri olan kot pantolon da almışlar. Çabuk, koş ta önlerini keselim.
Önleri kesilmiştir.
Hükmünü mü yitirdi zaman, bu ne acele
gittin ya, bağlayıp ta ruhunu muaccele
İsyanî bir sukûta mahpus oldu gözlerim
Teslim etti fer'ini kayıtsızca ecele
- Abi, ayakkabıların ne güzel. Pantolonun da...
- Babam aldı.
- Aslan babam. Çabuk iyileşirsen ayakkabı alacağını söylemişti. Kemal amcanın dükkanına götürücem, ne istersen al, ben öderim bedelini demişti.
Bedeli ödenmiştir.
Gittin sen leylasından ırak bir mecnun kaldı
Vuslat isyankar oldu, ayrılık memnun kaldı
Kef'i bulmadı visal, tıpkı aşk-ı lam gibi
Mim'in ardından bakan bir garibî nun kaldı
- Anne koş, babamlar geldi.
- Abimin ayakkabıları, beyaz, bembeyaz, müjdemi ver.
Müjdesi verilmiştir.
Gidince içimdeki sevda sustu sır gibi
Mührü kaldı kalbimde sızlayan nasır gibi
Hasretin çelmesine takıldı da bir lahza
Büyüdü gözlerimde sanki bir asır gibi
- Yavrum, yusuf yüzlüm, gül kokulum.
- anne ben geldim, bak pantolonuma. Nasıl...
- Ne de yakışmış maviler canyarıma. Melekler ilişmiş sanki heryanına...
Melekler ilişmiştir
Yar gitti gam yürüdü hüznün gölgesi kaldı
Şair'e aşk dağının en sarp bölgesi kaldı
'Sevdadan ayrılık'a hüküm yazan kalemden
Ben fakirin bahtına hasret belgesi kaldı
- Abi, bir kere giyebilir miyim ben de.
- Tabi. Hem yakışır beyazlar kardeşime.
Beyazlar yakışmıştır.
Maşuk gitti, aşığa ne şan ne Keşan kaldı
Ne de Keşan fatihi şanlı muhteşem kaldı
Beyhude, ayrılığın savurdu küllerimi
Yangından bitap bir can mahv-u perişan kaldı
-
- ...
- Neden öyle ölü gibi suskunsun bakim.
Susulmuştur
Lal oldu bülbül-ü aşk, metruk kafesi kaldı
Meçhul bir yalvarışın kulakta sesi kaldı
Gidince boynu bükük bir şairin dilinde
Ayrılık türküsünün acı bestesi kaldı
- Bize de alır mı acaba babam. Pantolon da masmavi... yanında cepleri var... Ben en çok cırtcırtları sevdim. bembeyazlar... Alır ya, niye almasın... Yakışmış da abime.
- Uyu artık, kes sesini...
- ....
Sesleri kesilmiştir.
Sanma gidince canan, bakiyede can kaldı
Soyundu renklerinden papatya bîcan kaldı
Bir elinde çantası siyah gözlü bir çocuk,
gözlerinde bir de o mahzun heyecan kaldı.