Anasayfa Künye Yazarlar Arşiv Yorumlar Dağıtım Yerleri
96 Ocak 2010
bukalp seni unuturmu anjo muro
Hayat bir noktadan başlar Emine Koylu
Bu Arkadaş ÇOK Güzel Yazıyor
Alev Dülger
onur özbekrem süleyman unutmaz
söz şifadır çağatay uluer
İnsan, sözünde saklı-3 Fatma Feyza Şencanlar
Osman Özbahçe İle Söyleşi

Şiir okumaya, şiirin ne olduğunu anlamak için başladım… İlk şiirim yayımlandığında dergiyi okulun bahçesindeyken almıştım, Yusuf Turan Günaydın'dan. Yalnız kalmak için çıkıp biraz yürüdüğümü hatırlıyorum...


Osman Özbahçe


Şair ve eleştirmen Osman Özbahçe dikkatli ve çalışkan bir çaba içinde sürdürüyor edebiyat hayatını. Edebiyatın içinde önemli bir yeri hak ediyor. Şiirler yazıyor, düşman kazanma sanatı olan eleştiri işini ciddiyetle sürdü yor, Kökler dergisinden sonra Karagöz dergisinin yayınında emek harcıyor ve Ebabil Yayınlarının çıkardığı kitaplara yayın koordinatörü olarak omuz veriyor. Sağlam bir duruşu kendine yakıştırıyor doğrusu. Sorularımı samimi bir şekilde cevapladı Osman Özbahçe. Teşekkür ederim…


Nurettin Durman


Yazmaya nasıl ve nerede başladınız?


- Ankara'da başladım. Okumak için büyük şehre geldikten sonra. Büyük şehrin veya Ankara'nın öneminden dolayı değil, kendimin, kimliğimin öneminden dolayı da değil, ben olarak bir şey yapabilme imkânından dolayı da değil…Yani değil, değil, değil… Şiirin veya yazının öneminden dolayı da değil. Galiba kendini teskin olarak başladı bendeki yazmak. Sakinleştiriyordu beni böyle yazıyla çiziyle filân uğraşmak… Etrafıma duyarsızlaşmamı sağlayan, hayır, böyle değil, insanlarla birlikteyken insanlarla birlikte olmamanın imkânını sunacak bana şiir, kimsenin, bir tek kişinin bile olmayacağı bir dünya yapacağım, dahası etrafıma onlardan, yani insanlardan korunmanın, aslında korunma da değil, uzaklaşmanın sağlam duvarlarını örebileceğimi zannettim şiirle uğraşmaya başladığımda... Sonradan anladım ki iş zannettiğim gibi değilmiş. Yani ben şairliğimi böyle bir yanılgıya borçluyum.


İlk şiirim, Amasya'da Yeni Taşova gazetesinin kültür edebiyat eki olarak tasarlanan Kültür Edebiyat Dergisi’nde Mart 1990'da çıktı. Ondan sonra, istikrarlı bir şekilde şiir ve yazı hayatının içinde oldum. Bu şiirden önce herhangi bir yerde şiir veya yazı namına çıkmış bir şeyim yok. Şiir okumaya, şiirle ilgilenmeye de bundan belki bir yıl önce başlamışımdır. Ondan önce şiir okumuşluğum da yoktur.


Kaç yaşında olduğunuzu anımsıyor musunuz?


- Evet, üniversite öğrencisiydim. Mart 1990 olduğuna göre 19 yaşındaydım. Fakat bu resmî tarihtir. Benim doğum tarihim, ayım, yılım, doğduğum mevsim bile kayıp. Ne zaman ve hangi ayda, hangi mevsimde doğduğumu bilmiyorum. Annem hatırlamıyor. Beni bir ya da iki yaş küçük yazdırmışlar kütüğe. Sebep de anneme göre gayet açık: Sınıfta kalırsam, ikinci yıl da kalırsam veya okul hayatım böyle sınıflarda kalmalarla dolarsa, yaşı büyük diye okuldan atmasınlar, okusun bu çocuk diye. Biz beşkardeşiz, iki oğlan, üç kız. Okuyan tek çocuk benim.


Sizi yazmaya veya okumaya teşvik edenler oldu mu?


- Hayır. Bu benimle ilgili bir şeydi… Okumayı da, yazmayı da ben istedim… Fakat ikisi de benim için sıradandı. Yani normal. Yani zaten yapılması gereken... Böyle olağanüstü veya önemli veya bir yolun başlangıcı gibi değillerdi… Ama okuma değil de, edebiyat okuma ve devamında yazma söz konusu olduğunda başvurduğum ilk kişi İbrahim Demirci'dir. Sonrasında da İbrahim Demirci beni yazı hayatımın her aşamasında desteklemiştir.


İlk okuduğunuz kitap, şiir, hikâye veya yazı, dergi, gazete?


- İlk okuduğum kitabı hatırlamıyorum; ama muhakkak Kemalettin Tuğcu'dur. İlkokul yılları bu tür kitaplarla geçmiştir muhtemelen… Ortaokulda tarihî ve “dinî” romanlar okudum. Lise de böyleydi. Lisedeyken iki tane “fikir” kitabı okudum: Yoldaki İşaretler ve İslâm'da Irkçılık ve Milliyetçilik. Seyyid Kutup'la Ahmet Naim Babanzade. Bu yıllarda dergi olarak İslâm ve Girişim dergilerini izledim. Aynı şekilde, İlim ve Sanat'ı da liseden üniversiteye taşırarak izledim. Ankara'ya geldikten sonra, genellikle “edebiyat dışı” dergileri izledim. Galiba bu tür dergileri izlemeyi 1992'de falan bıraktım. 1992'de öğretmen olarak Diyarbakır'a tayinim çıktı ve yaklaşık altı yıl Diyarbakır'da kaldım. Orda her şeyi takip edemiyorsunuz. Orda derken de Diyarbakır'ı kastetmiyorum, taşrayı kastediyorum, sadece taşrayı.


Ankara'da, öğrencilik yıllarımda kendime yetecek kadar okudum. İlk iki yılda şiir yoktu okumalarımın içinde; ama roman okurdum... İlk okuduğum şairler de Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel'dir. Şiir okumaya, şiirin ne olduğunu anlamak için başladım. Çünkü sosyoloji dediğinizde örneğin, atıyorum şimdi sosyolojiyi, kafamda bir şey canlanıyordu; ama şiir dendiği vakit aklıma bir şey gelmezdi. Aynen böyle. Konuşma balonunun içine yazılacak bir cümlem yoktu şiir için. İşte şiir, sanat, ama sinema dışında sanat; çünkü sinemalara gelen filmleri, işte üç dört tane sinema vardı bir iki arkadaş sürekli gittiğimiz, izlerdik. Evet, şiir, sanat o zamanki arkadaş çevremde olan bir şey değildi. Bunlara sıra gelmezdi. Daha önemli konularımız vardı. Ama daha önemli konularımız vardı diyerek bugün o konuları küçümsemiyorum. Çünkü ben hâlâ o önemli konular için yaşıyorum… İşte biz Türkiye'nin durumunu tartışırdık bol bol. Bol bol tartıştığımız bir başka husus da Ehli Sünnet'in durumuydu…


İşte böyle bir hikâyenin içinde ben iki sebepten şiir okumaya karar verdim: Birincisi, bunun ne demek olduğunu anlamaya dönük bir meraktı. İkincisi de hayat bazen anlamını kaybediveriyordu. Cansızlaşıveriyordu…


İlk yazdığınız yazı, şiir, eleştiri yayımlandığında ne hissettiniz?


- İlk şiirim yayımlandığında dergiyi okulun bahçesindeyken almıştım, Yusuf Turan Günaydın'dan. Yalnız kalmak için çıkıp biraz yürüdüğümü hatırlıyorum... İlk şiirimi o yürüyüşte birkaç kez okudum. Oysa okulun bahçesinde arkadaşlarla oturuyordum… Şimdi düşünüyorum da neden, ulan millet bakın benim şiirim çıktı, demedim de otomatik olarak yalnız kalmak yaptım…


Biraz şaşkınlık, biraz da metne yabancılık çekmiştim yayımlanan ilk şiirimi ilk okuduğumda; ama sevinmiştim… Benim, şiir vesilesiyle tanıştığım kişiler dışında, arkadaş çevrem şiirle uğraştığımı her zaman bir başkasından duymuştur. Benden duymazlar; çünkü benim arkadaşlarım şiir okumazlar. O zaman benim onlarla böyle bir bahis açmamın gereği yoktur.


Yazma tutkunuzu anlatır mısınız?


- Yazmak benim için bir tutku değildir. Yolumu ve ufkumu açan, berraklaştıran bir şeydir. Dolayısıyla işin tutku boyutunu bilmiyorum. Yani bu tutku insanda nelere yol açar onu da bilmiyorum. Çünkü ben tutkulu bir insan değilim. Tutkulu bir genç de değildim. Yazmak benim için zamanla göreve dönüşen bir iştir, sorumluluklarımın bir parçası olmuştur. Dolayısıyla benim için görev kelimesi daha açıklayıcıdır.


İlk başlarda yazmak bende yalnız kalmamı sağlayan bir araçtı. Yalnız kalmak isteğinin meşru bir mazeretiydi. Elime bir kitap alıp bir köşeye çekilmek de, kimseye göstermeden şiirle uğraşmak da, sadece yalnız kalmamı, etrafla bağlantımı koparmamı “sağlayan” ve benim böyle olmasını istediğim bir şeydi. Sonra giderek sağı solu olan bir uğraşa dönüştü. Şiir ilk başta değil, uğraştıkça ciddiye aldığım ve zamanla anlamı değişen bir çabadır benim için.


Artık şair-yazar olmuştum dediğiniz zamana kadar olan çabanızı yazar mısınız?


- Ben artık oldum dediğim zaman, Dergâh'ta çıkan ilk şiirimin yayımlandığı zamandır ki ilk şiirlerimin yayımlandığı Kültür Edebiyat ve iki şiirimin yayımlandığı Ayane dergisinden sonra ki bunlar 1990'da olup bitmiştir, bu dergilere göre bir büyük dergide çıkan ilk şiirimdir. Adı “Sunsunsun”dur. Tarihi (Dergâh, sayı 19) Eylül 1991'dir ve 1991'de yayımlanmış tek şiirimdir. Bu şiir benim için bir milâttır; bu şiirden önceki şiirlerimi kitaplarıma almadım, bu şiirden sonra yazdıklarımı aldım. Benim, kendimce, acemilik günlerim, 1990 yılında yayımlanmış altı yedi şiirle sınırlıdır. Aynı şekilde ilk yazım da Kasım 1990'da yayımlanmıştır (Ayane, sayı 35). İlk şiirin aksine ilk yazıyı kitabıma aldım. Sağlam Şiir'in son yazısı.


Mürsel Sönmez
Sürgünce-34
H. Ziya Taşkent
Geldiği Gibi
Resul Tamgüç
Özgür Gemi

Aliye Akan
Haberi Var

Nurettin Durman
Soru İşaretleri
Adem Turan
Şâir Yolda

Sıddık Ertaş
Anasır
Müştehir Karakaya
Çılgınlık Saatleri
Yasin Şafak
Gelecek Yarınlarda

M. Davut Yücel
Tahtaya Şiir
İbrahim Yarış
Işık Hanım'a Göre
Ali Görkem Userin
Cehennem Meselleri*

Süleyman Çelik
Sa'y, Adın Aşk Olsun
Sâre Çermik
Kışbahar