| bukalp seni unuturmu anjo muro |
| Hayat bir noktadan başlar Emine Koylu |
| Bu Arkadaş ÇOK Güzel Yazıyor |
| Alev Dülger |
| onur özbekrem süleyman unutmaz |
| söz şifadır çağatay uluer |
| İnsan, sözünde saklı-3 Fatma Feyza Şencanlar |
Yazı masasının başında mevzi alıp esin perisine seslendim. Uzunca bir süre bekledim ama gelmedi. Oysa ben çağırır çağırmaz gelir, arkadan sarılır, ben bileklerinden tutup ayağa kalkar kollarımla sarardım. Uzunca halleşir, uzunca susardık. Yerde diz dize oturur. Ben göğsüne bakardım, göğsü bir aynaya dönüşür o aynada seyre dalardım. Tâ ki nefes üflenmesine benzer bir ses duyana kadar. Sesi duyduğumuzda birbirimizin gözlerine bakar ilk dizeyi aynı anda söylerdik. Sonra o bir güvencine dönüşür uçar gider, ben kağıda kaleme sarılırdım.
O gün çok sonra, umudumu kestiğim bir anda ayak seslerini duydum, kapıya yaklaşıyordu. “Ah” dedim “işvebazım, cilvebazım… Sürpriz mi yapmak istiyor” Kapıyı açtı, içeri girip bir adım arkamda durdu, ben her zamanki gibi sarılmasını umdum, sarılmadı. Hayretle geriye döndüm. Perişan bir haldeydi, yüzünde, ellerinde, ayaklarında yaralar vardı “sana ne oldu” diye sorup, sarılacaktım ki bir adım geriye çekildi ve eliyle durmamı istedi. Kalakaldım yüzüne baktım, şakağından sızan kanı gördüm kırmızıydı, ben bir esin perisinin kanının mavi olduğunu sanırdım ama kıpkırmızıydı. O baş döndüren bembeyaz entarisi kirden simsiyah olmuştu. Gözlerine baktım, gazzeli çocukların, kadınların, erkeklerin fotoğraflarını görmeye başladım. Çok kan görmüş gözlerinde savaşın tüm hallerini izletiyordu. Sonra tüm ölümü öldürmüş Filistinlilerin çektirdiği toplu cennet fotoğrafını gösterdi. Aman Tanrım, esin perimin gözünden binlerce göz bana bakıyordu. Sonra atlası gösterdi, dünyanın kalbinde: Ortadoğu'da bir hançer vardı, Filistin tam kanın sızdığı yerdeydi.
Esin perim bir anda toparlandı ve salona doğru koşup televizyonun içinde kayboldu. [Çok sonra bu televizyonda bir İsraillinin bir Filistinliyi kurşunlayıp, arabasıyla ezdiğini, öfkesini tüketemeyince geri vitese aldığı arabasıyla tekrar ezdiğini görecektim. Televizyon bana mütemadiyen beynelmilel bir kudretin olduğunu, bunun kendini çok iyi setrettiğini, beyaz bir sarayı olduğunu, saraydaki kralın gölgelerin gücüne sahip olduğuna iman ettirmeye çalışmıştı.
Ben iman etmemiştim. Onlara gülerek paralarının üzerindekini okumuştum: 'In God We Trust']
Esin perim Gazze'den gelmişti ve Gazze'ye yeniden döndü. Ben de şimdi sokağa çıkıp uzunca bir süre de eve dönmeyeceğim. Gazze'ye gidemeyeceğim çünkü hudut denen hapishane duvarlarını aşamayacağımı biliyorum. Şimdi esin perim gelir de beni odamda bulamazsa, masaya bırakacağım aşağıdaki notlarımı görsün.
Esin perim; sen geldiğinde ben olmayacağım. Siz perilerin yanmaktan korkup geçemediği ateşin içinden geçip büyük şiire: o büyük sükûta kavuşacağım.
Esin perim; geri döndüğünde de ki: Biz İsmail, siz İshak atamız İbrahim. Hani şu âli Muhammed'le birlikte elan meleklerin selam edip durduğu İbrahim. Hatırlayalım İsmail'e oğullumuzu, hatırlayalım İshak'a oğullumuzu … Hatırlarsak oğullumuzu, selam verilecek dünyayı kavuran ateşe. O zaman korlaşan odunların balığa dönmesi gibi dönüşecek tüm silahlar çiçek buketlerine.
Esin perim; geri döndüğünde de ki: Flamaların bayraklaştırılması, göğe çekilirken şarkılar söylenmesi ne güzeldir. Ekecek toprağı, yüzeceği nehirleri olması ne güzeldir. Yüreğinle sarılmak, sahiplenmek yaşadığın yerleri ne güzeldir. Hatta ölmek: Ölümü öldürmek ne güzeldir. Öldürmek ne güzeldir. Kızma, Esin perim “öldürmek” deyince. Nefsinin aklını çaldığı insanların kendilerine daha fazla zarar vermemeleri için onları öldürmek onlara merhamet etmektir. Biz de yaşamak için ölünür bilirsin. Ölümden çok hayatı överiz. Övüncümüz berraklımız, hayatımızdır.
Esin perim; geri döndüğünde de ki: “Haayy” diye bir ses duyulduğunda herkes toprağını giyinip belirdi. Hepimiz bir sesle, bir nefesle ama toprakla var görünüyoruz.
Esin perim; geri döndüğünde de ki: Allah'ın arzı geniş, toprağı türlü türlü, türlü türlü insanların dilleri, bilişmek güzeldir işte bu yüzden türlü türlü… Her an yeni bir şanda, şan alıp, şan vermede…
Esin perim; sen geldiğinde ben olmayacağım. Siz perilerin yanmaktan korkup geçemediği ateşin içinden geçip büyük şiire: o büyük sükûta kavuşacağım.