| bukalp seni unuturmu anjo muro |
| Hayat bir noktadan başlar Emine Koylu |
| Bu Arkadaş ÇOK Güzel Yazıyor |
| Alev Dülger |
| onur özbekrem süleyman unutmaz |
| söz şifadır çağatay uluer |
| İnsan, sözünde saklı-3 Fatma Feyza Şencanlar |
'İnsan eli değmemiş' deyiminin üretildiği yerdeyiz. Kırsalda, Allahın dağının başında, yazıda yabandayız ve dostluk bağına secde ediyoruz.
Yönü mütemadiyen gökyüzünü işaret eden bir dostluk türküsüdür tutturmuşuz. Gidiyoruz. İnadım inatçıyız. Kimse dinlemese de duyacak bir tek kulak için o türküyü söylemeye devam ediyoruz/edeceğiz. Ağacın, böceğin, kurdun, kuşun, hayatın, hayvanın, çayırın, çimenin, havanın, suyun, coşkunun, umudun, özverinin, vicdanın, atın, tayın, ayın, güneşin, akşamın, tanın… Dostluğuna susamışız: İnsanın.
İnsan kendini kurumuş bir ırmak gibi görmeyebaşlayınca yeryüzü ne olur? İçinde eksilen nedir ki kurumuştur göze? Attığı taş hiçbir kurbağayı ürkütmemiş, astarı yüzünden pahaya çıkmış olabilir mi kefenin? Hep mi hedefini şaşırır fakirin taşı!? “..Attığın zaman Sen değildin, atan bizdik…” kavlinden bîgane düştüğümüzün resmi mi yoksa bu hedef şaşkınlığı? Bu karavana!
Her an en yakınındakinden kazık yeme ihtimali ile tetikte durarak; pür akıl, pür mantık, ve inceden inceye hesaplılık içinde yaşamayı öğrenmekte çok acemiysen; vay geldi haline. Bendeniz çoktan sınıfta kalmış olmalı. Ne ki farkında değil! Çırpınıp duruyorum dostlarımla 'yetmiş iki millete bir bakma' erdemine yaklaşmak için.
"Güzel bakan güzel görür" diyorlar. Ayrıca güzel de düşünmeye çalışıyoruz. Ama...
Her şey iyi başlamıştı. Çok büyük beklentilerle donatıp idealize edilmese bile gelecek hakkında güzel hayaller kuruyorlardı. Karşılıklı birbirlerini sevdiklerini kendikendilerine deklare etmişlerdi. İki gönül birdi. Ve bunun doğal sonucu; samanlık gezinme yeri olacaktı. Omuz omuza verince aşılmayacak engel tanımıyorlardı. Tencerede pişirip kapağında yiyeceklerdi. Mutlu olmak için ellerinden geleni yapacaklar, hayatın zorluklarına birlikte göğüs gerecekler, sevinci yan yana göğüsleyeceklerdi.
Fakat ey okuyucu yukarıdaki paragrafta geçen şu “deklare etmek” birleşik fiiline bir mim koymalısın. Çünkü bu söz "gümrüklerde vergi konusu olacak eşya ve benzerini resmî makama bildirmek" vb. anlamlarında kullanılır..” Böyle “romantik” bir konuda oldukça bürokratik, alabildiğine resmi ve bir o kadar da buydurucu bir kelimenin kullanılmış olması işlerin ilerde istendik şekilde seyretmeyeceği sinyalini veriyor ve insanın yüreğini acıtıyor.
Yıllar geçtikçe aralarına elle tutulur, gözle görülür bir soğukluk gelip çöreklenmişti. Gün geçtikçe bu ayaz ailenin müdavim konuğu, ilişkilerin/ilişkisizliklerin vazgeçilmez parçası oldu. Bu soğuk şey zamanla konuk olmaktan çıktı; baş köşeye çöreklendi.
Takvimler her yıl iki kez baharı gösterdiği halde bahar bir türlü gelemedi. Oysa bahar, bahar geldiği zaman gelir. Takvimlerin yalanıyla bahar gelmez.
Aslına bakarsanız aşkın da büyümek için bahara ihtiyacı yoktur. O kendi kendisinden beslenir. Yıllar yılı aralarında uzayan ilişkisizliğin tanımsızlığı büyüdü büyüdü ve zemheri yedi iklim dört bucakta aldı yürüdü.
Filmi başa sarıp rüzgarın yönünü değiştirme imkanı da yoktur artık. Şehrin ışıkları altında sessizce duran gösterişli/gösterişsiz beton yapıların dışa vuran serinliği içe doğru da devam eder. Siz fark etmeseniz bile koridoru, mutfağı, banyoyu, salonu dip köşe yatak odasını kasıp kavurmaktadır. Zamanla çıkacak ve içeridekilerin içini ısıtacak bir meltem beklentisi beyhudedir. Çünkü sevgili İlhami Çiçek'in dediği gibi “bir at / bir kez kapaklanmışsa / kapaklanmış bir attır o”. Deli bir bora kişilerin arasını buzdan duvarlarla kapatmıştır. Aynı çatı altında kahrolası yalnızlıklar yaşanmaya başlanır. İnsanın yüzünü dalayan yalnızlık yaşlılığın varılmak istenmeyen menzilinin istenmeyen davetiyesidir.
Ara sıra meydana gelecek küçük, sıcak nefesli, şekerli mutluluk kırıntılarına aldanmaya gelmez. Onlar ana parçadan koparak yolunu şaşırmış “güney denizlerinde sürüklenen bir buz dağına vuran yaz güneşinin ışıltısı kadar” sahici, bir o kadar aldatıcı ve fakat enikonu soğuktur.
Zamanla esen rüzgar gemi azıya alacak; fırtınaya dönecek, buz dağını kuzeye, bulut dağını güneşin önüne sürecek, her şey aslına dönecek… Buzdağının üzerindeki yanıltıcı ışıltı da sönecek.
Perde ağır ağır kapanacaktır. Herkes kendi türküsünü söylemeye devam edecektir.