Anasayfa Künye Yazarlar Arşiv Yorumlar Dağıtım Yerleri
94 Kasım 2009
bukalp seni unuturmu anjo muro
Hayat bir noktadan başlar Emine Koylu
Bu Arkadaş ÇOK Güzel Yazıyor
Alev Dülger
onur özbekrem süleyman unutmaz
söz şifadır çağatay uluer
İnsan, sözünde saklı-3 Fatma Feyza Şencanlar
Sürgünce-29

Ah bu insan, ne de zalimdir, kendine öncelikle ve sonra bulaştığı herkese, her şeye. İlle de olduğundan üstün görünmek, hatta görünmek için nelere zorlar kendisini, hangi boyalara girer ve renkli zulümlerle kendi kendini boğazlarken ilenir kadere, ilenir birilerine. Haddini bilmemek kendini bilmemek değil midir, öyledir elbet ve insanın başına gelen olumsuzlukların çoğu da, bu haddini bilmezlik aymazlığından, dahası, ahmaklığından gelir. “Ne kendisi eyledi rahat ne aleme verdi huzur” diye de tanımlanılabilecek olan bu “herzevekil”ler yüzünden ağır bir koku, bir ufunet kaplar ortalığı. Varoluşun büyük kumkuması ve dengeli akışı için böylelerinin varlığı gereklidir kuşkusuz. Şu da gereklidir: Birilerinin birilerini savması, bertaraf etmeye çabalaması.


Şimdiki zamanlarda insanın kendisini rezil etmesinin, yıkıp tarümar etmesinin gerekçeleri daha renkli ve cazip ve belki de bu yüzden bu sapma oranları yukarılara tırmanıyor. Para, konfor, refah denilen tanrılara koşanlar şöhret putu önünde onurlarını yakıyorlar mum gibi. Kendisini dev aynasında görmek ve göstermek olamayınca birilerinin görüntüsüne eklemlenmeye çabalıyorlar. Kulakları ve gözleri başkalarında, benlik harabelerine bayındırlık süsü sunacak bir anılışı, övülüşü, adam yerine konmayı bekliyorlar. Varlarıyla yetinseler, yoksullukları kalmayacak oysa. Birilerinin civarına çıkar amaçlı olarak konuşlanan bu arızanın figüranlarının halleri daha da iç acıtıcı. Ve bu acıma duygusu onurlu olanların harekete geçmeleri, bu sefih ve sefil sureta insanların karanlık duvarlarını vicdanın, aklın ,bilincin ve gerçek insan sevgisinin balyozlarıyla parçalamaları gerekli.


Ahlakçılık mı yapıyorum, hayır. Elbette o başlık da çok önemli ama benim yazmaya çabaladığım, yapmaya uğraştığım gün geçtikçe çoğalan beleşçi asalakların, eyyamcıların, sahtekarların ayağımıza/ayağıma takılıp yürüyüşümü/zü zorlaştırmaları ve bunca olumsuzluk ortasında bir de kendileriyle uğraştırmalarından bizar oluşun feryadıdır. Susup geçmek ve işine bakmak ilkemizdir ama arada bir durup merhametin gereği olarak onları sarsa sarsa sorgulamak ve kalmışsa eğer vicdanlarının mahkemesine çıkarmaya uğraşmaktır. Keyif vericidir de bu. Tanrılaşmaya çabalayan başka bir büyüklenmenin değil, karanlığa öfkenin ve bir ışık yakmanın gazabının keyfi. Çünkü;


Nefs ile cihad-ı ekber eyleriz


Mansur olsak da bir olmasak da bir     


“Gel de uyu fırtınanın savurduğu gecenin hamağında” yazmışım bir yere. “Yeryüzünün her santimetrekaresini kana bulayan siyasa kasapları” diyen usta'ya uyarak söze başlamalarıma anlamlı anlamlı bakarak “bizimki gene fena kızmış” diye iç geçiren arkadaşımın iri siyah boncuklu tesbihine takılıyorum ya çok kalmıyorum orada. Hangi sözcüklerle ve nasıl söylenilirse söylensin ama mutlaka söylensin insanın “zor” da olduğu, mutlaka bir şeyler yapma gerekliliği vurgulansın her düzlemde. Sanatın insan doğasına yakın halleri bize duyumsatabilir belki sefaletimizi. Somut saptayımlar yapmadığımızdan yakınıyorlar ve bunu bir biçim sorunu olarak algılıyorlar. Hayır bu bir biçim sorunu değil, bir merhamet üslubu, çünkü, somut adlandırmalarımızın altında kalacak bir çoğu, yazanın çizenin, gezenin düzenin. Durma bilmeden işleyen çeneleri, kifayetsiz muhterisliklerinin kendilerini içine soktuğu yaranma (bakın, yaltaklanma demiyorum) cıvıklığı, ucuzundan hatta beleşinden edindikleri adam yerine konulma saplantıları ile ortalıkta dolaşanların üzerine ışık tutmaktan kaçınıyorum. Çünkü, onlar da bu “düzenin” kurbanları. Eski ya da yeni dünya düzeninin. Ancak öfkeyi hak ettikleri de bir gerçek. Ne var da böylesine küçümenleşiyorsunuz? Ne olur adınız yazara çıkmasa? Ne olur, şiirin üstüne çıkıp boyunuzu uzun gösterme numaraları yapmasanız? Köşenizde “helal” ekmeğinizi kazanmak için ter dökseniz, kendinizden razı olsanız, bedeninizi yaratıcının verdiği bir ruh giysisi gibi sevseniz, sıradanlığın büyük denizinde özgünlüğünüzün keyfini çıkarsanız ne olur ? Zoraki ve çıkar amaçlı karalamalarınızla kararttığınız dil, düşünce ve edebiyat cehenneminizin yakıtı olacak eni sonu. Bir bilseniz. Evet, soyut konuşuyoruz ama somutun üzerine denk düşüyor, tam geliyor. “Nazar fark edecek mertebeden ala” oluşumuzun gizemini bir kavrayabileydiniz. Ve bizim “istidad-ı ezeli”mizin hayata müdahale ettiriciliğinin dışına çıkmıyor, çıkamıyoruz. “Merhamet böyle yayılacak insanlığa/ Vura vura karanlığa”. Şöyle bir kenarda durun da düzenleyelim sözcüklerden oluşan ordularımızı; salalım insan düşmanlarının, kan içicilerin, kan dökücülerin üzerine. “Gafil ne bilir neşveyi pür şevk-i vegayı”. Ne bilir? Dolu dolu sevincin hayatın içindeki çınlaması. “Ne yaptığını biliyor olmanın” mutluluğu. Ne yaptırıldığını.       


 30


Boğazın sularında bir devinim, bir devinim ki sormayın gitsin, gitsin de bir yerlerde Tuna ile buluşsun, sonra bir Avrupa turu atarak gelsin soluklansın, soluk versin kıyılarındaki kırık umutların büzülmüş yüreklerine, dağlar canlansın, toprak verimkarlığını olabildiğince arttırsın, bir el başını okşasın bir sokak çocuğunun.


Kıyımın, karabasanın ayırdında olmak ve bunu bir iç burkuntusu dahi yaşamadan savmak ve içeriye almamak, kalemi kırmak değil midir, kendimiz ve insanlık hakkında? Yenilgilerden, korkulardan, ezikliklerden, ürküntülerden yapılma bir zindanı içselleştirmekle sanatçı olmak aynı yerde durabilir mi ? İmgelemin içe kapatmasıyla ve duyarsızlıkla hadım edilmiş benlik kapatması olmuş olmaz mı İblis'in? Elbette, bir seçimdir kaçmak, korkup köşeye sinmek, görmezden gelmek. Bu seçimde bizim bu tutumlara verecek oyumuz yok. “Çağından sorumlu olmak” ayağı yere basmayan bir ülkücülük değil, doğamızın gereğidir. Eğer öyleyse söylediklerimizin çağıltısı o vadide duyulur. Yazmak, “abalıya vurmak” değildir, olmamalıdır da. Evet, “karanlığa vurmak”tır. Işığın doğası gibi tıpkı. Kendiliğinden çarpışır karanlıkla. Bizimkisi de öyle.


31


Bostancı'dan deniz ufkuna bakınca simsiyah denizin geceyle oluşturduğu karanlıkta sıra sıra avizeler gibi ışıl ışıldı adalar. Adalardan İstanbul'a baktık elbette. Dışındaki şehirlerin (gökşehirler hariç) taşra olduğu İstanbul. “Varalım ku-yi dilaraya gönül.”


32


“…hadd-i zatında vücud-u hakiki-i Hakk'tan başka bir vücud yoktur ki, hulul mutasavver olabilsin.


 


Şeriatın hakkında sükut etmiş olduğu her şey asli ibaheti üzerinedir. (İbn Arabi, Fütuhat)


 


Her ne kim nutk eylese merd-i hüda


Levh-i canda salik ol nutku yaza (Şeyh İbrahim )


33


Şimdi oralarda akşam velveleye vermiştir ortalığı, güneş uzaklaşırken peşinde sürünen pelerini sokağı rengine boyamıştır. Kalabalık ıssızlığın ortasında gelen akşamla nereye gideceğini bilmeden, belki de gidebileceğin yerlerde yerli olamadığından dolayı kalakalmışsındır. Bir kuşun yanan ormanında konacağı dal kalmaması gibi bir durum bu. “Nereye gidebilirsin böyle tarümar”? Biliyorum, sığındığın çatı altında saçlarının elektriği ile çatlayan başını yere koyarak geçici de olsa rahatlayacaksın ama peşinden gece gelecek. Gece senin ormanın ve o da çok zamandır külden bir orman. Bekliyorsun umut kesmeden. Bir dal toprağıyla buluşup göğe doğru kaldıracak ellerini ve sen o dala dualarının meyvesi olarak konacaksın. Kanatların gecenin serinliğini yeniden tadacak, dağılan dumanlar arasından yıldızları görebileceksin. Sonra sabah olacak. Bir ağaçlık ormanın alacakaranlığı yalnız sesini bir başka sesle buluşturacak, “öyle garibim… öyle garib… sessiz, kimsesiz…” dediğin zamanlar geride kalacak. Sevinçli şakımanla canlanan sabahın canlandırdığı toprağın kokusu şehirlere ulaşacak, insanlara dokunup, kaldıracak ölümcül kötücüllüklerin egemenliğini ortadan. Zencefil. Kestane balı. Yaşamak. Umut. Sen sen mavisi. Kar çiçeği. Söylence: Hakiki aşk. Hakiki aşk nadirdir ve “nadir madum gibidir”. Dedi kodusu ise o nadir olanın, azın azının zamanı yakıp kavurmasının etkisi.


İnsiyaki uğultu.


İpek sertliği.


Müzikal.


Pranga.


Halhal.


Akşam


Oradadır


Geceyle buluşup


Koyulaştığında rengi


Gözlerindedir gözlerinin.

Mürsel Sönmez
Sürgünce-34
H. Ziya Taşkent
Geldiği Gibi
Resul Tamgüç
Özgür Gemi

Aliye Akan
Haberi Var

Nurettin Durman
Soru İşaretleri
Adem Turan
Şâir Yolda

Sıddık Ertaş
Anasır
Müştehir Karakaya
Çılgınlık Saatleri
Yasin Şafak
Gelecek Yarınlarda

M. Davut Yücel
Tahtaya Şiir
İbrahim Yarış
Işık Hanım'a Göre
Ali Görkem Userin
Cehennem Meselleri*

Süleyman Çelik
Sa'y, Adın Aşk Olsun
Sâre Çermik
Kışbahar