Anasayfa Künye Yazarlar Arşiv Yorumlar Dağıtım Yerleri
91 Ağustos 2009
bukalp seni unuturmu anjo muro
Hayat bir noktadan başlar Emine Koylu
Bu Arkadaş ÇOK Güzel Yazıyor
Alev Dülger
onur özbekrem süleyman unutmaz
söz şifadır çağatay uluer
İnsan, sözünde saklı-3 Fatma Feyza Şencanlar
'Söz Kirlendiği Zaman Her Şey Biter'
28 haziran ikibindokuz Pazar günü, Altunizade Kültür Merkez’inde, saat onsekizotuzda dergimiz ikinci kez okurlarıyla buluştu. Bir edebiyat dergisi buluşması için fazla bile sayılabilecek bir kalabalık doldurdu salonu. Kimi şair, kimi yazar, kimi okur, birbirini gördüğüne gerçekten sevinen, bir arada olmayı başka hiçbir şeye değişmeyecek olan bir grup insan. Ilık bir yaz gününde, sahilin serin rüzgarıyla çay içmeyi ya da yaprakların gölgelediği güzel bir yolda yürüyüş yapmayı değil, buraya gelmeyi tercih eden insanların bu samimiyeti bizi bir kez daha doğru yolda doğru işler yaptığımıza ve buna devam etmemiz gerektiğine inandırdı.
Diğer dergilerden çok kıymetli isimlerin ve Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara'nın da katıldığı toplantının, katılımcılar için çok verimli olduğu kanısındayız. Gelemeyenler için, merkez konuşma olan Mürsel Sönmez'in konuşmasını aktarıyoruz. Tüm konuşmacıların söylediklerinde de kayıt altına alınması gereken önemli şeyler vardı. Şimdilik onları arşivimizde tutuyoruz. Aşağıda sunduğumuz konuşmaya müdahalede bulunmadık, çünkü çoşkulu akış düzenini bozmaya kıyamadık.

Mürsel SÖNMEZ:
“Hepinize merhabalar. Buraya kadar zahmet ettiniz teşekkür ediyorum böyle sıcak bir günde dışarının cazibesine aldanmadınız içerinin halvethanesine geldiniz. Şeref verdiniz sağolun. Biz, Bir Nokta adlı bir edebiyat dergisini bahane ederek buraya geldik. Zaten varoluş tümüyle bir bahane. Bütün bir kainat bütün bir oluş binlerce yıla varan insanlık tarihi, dünya, kainat, işte, gördüğümüz, görebildiğimiz bütün mevcudat-ı cihan bütün varolan alem hepsi bir şeyin bahanesi. Belki  de bu yönüyle bakacak olursak her şey bir simge bir sembol. “Ayinedir bu alem her şey hak ile kaim / Mir'at-ı Muhammed'den Allah görünür daim” diyor bir sufi. Mir'at-ı kainattan, kainat aynasından, evren aynasından, oluş ve olduruş aynasından, kendisini gösteren bir zat-ı mutlak'ın cazibesine kapılmış gidiyoruz. Edebiyat belki de varoluşu türkülemek, varoluşu kutsamak ve kutlamak, varoluş çığlığı atmak anlamını da taşıyordur. Yani iyi ki varız, iyi ki yok olacağız, iyi ki bu kubbede bir ses bırakacağız.
Ama edebiyat bu kubbede hoş bir sada bırakma kaygısı, çabasıdır biraz da. Edebiyata dair çok geniş mufassal tanımlarda bulunmayacağız ama böyle bir şey. Bir Nokta da bu bağlamda bir bahanedir. Biz bu bahaneyi keyifle yaşamak istiyoruz. Niçin edebiyatla uğraşıyoruz, niçin dergi çıkartmak gibi bir abesle iştigal ediyoruz? Niçin daha çok alkışların, övgülerin bulunduğu zeminlere gitmiyoruz? Aykırıyız da ondan. Tersiz! Piyasaya tersiz, banknotlara tersiz, revaç bulan popüler değerlere tersiz, otomobil gürültülerine ters sürüyoruz, ters bakıyoruz, insanın gönlündeki çılgın çocuğa zincir vurmaya kalkan bütün dizgelere karşıyız, onun için edebiyatla haylazlığımızı tatmin ediyoruz. Onun için edebiyat dergisi çıkartıyoruz, iyi de ediyoruz.
Sağolsun Sayın Başkanımız Mustafa Bey çok mültefit davrandılar. Bana onu da hatırlatmış oldular, Kardelen diye bir dergimiz olmuştu. 1993'ün sonu, 94'ün Ocak ayında kapanmıştı 36 sayılık bir dergiydi. Dergi çıkartmak tiryakilik gibi bir şey oluyor. Bir kere bulaştınız mı bir daha bırakamıyorsunuz. Birileriyle, görünmeyen birileriyle sohbet ediyorsunuz. Bizim medeniyetimiz sohbet medeniyetidir, muhabbet medeniyetidir. Bunu başka bir şekilde ifade etmek de mümkün. Dile dair edebiyatın teorisine dair çok geniş irdelemeler yapmak, kelamlar etmek de mümkün ama ben mümkün olduğu kadar sarahaten meramımı ifade etme çabasındayım. Kardelen adlı bir dergi çıktı. Kendisini Nuri Pakdil'in edebiyat dergisine, nasıl diyelim muhabbet etmekle nispetlendiren bir dergi idi Kardelen. Edebiyat, düşünceyle duyuşla hareketi bir araya getiren, soyutla somutu bir arada tutan, ki bu en derin ve zor felsefi bir şeydir, nirengi noktadır, böyle bir dergi olmaya çalıştı. Ardından Düş Çınarı adlı bir dergi, sayın Durman burada, öyle bir çalışma oldu ve sonra Bir Nokta çıktı. Bir Nokta dergisi edebiyatın bu değeri ve dergiyi çıkaranların insanın içindeki haylaz çocuğun çığlığını attırma ya da kendi içlerindeki haylaz çocuğun haykırışını duyurma kaygısı gibi bir kaygıyla başlamakla beraber, bu işin kültürel, sosyokültürel daha doğrusu, bir boyutu olduğunu da elbette göz ardı etmedi edemezdi.
Bizim edebiyata ve hayata bakışımız teklik ve birlik zaviyesindendir. Biz mutlak birin, mutlak varın bütün varoluşu var ettiği ve bunu da halkiyyet tarzında değil zuhur tarzında gerçekleştirdiğine kaniyiz. Şimdi bu bizi sesin görüntünün duygunun ve düşüncenin hepsinin membaının, menşeinin, mebdeinin, kaynağının, kökünün, özünün, cevherinin bir'den kaynaklandığına bizi inandıran bir gerçekti. Bunun açılım noktasında da Bir Nokta, dille yapılabileceğin son noktasını yapmaya çalıştı. Fakat gevezelik değil, sükut mutlak hakikati kavramada yetkin bir yöntem ise de söyleye söyleye susmaya varmak peşinde bir gayretti Bir Nokta gayreti. Biz bunun peşinde olmaya çalıştık. Bütün bunları yaparken kendimizi hiç kimseye göre hizalamadan, övenin övgüsüne ya da yerenin yergisine asla aldırmadan kendi gönlümüzün ritmince yapmaya çalıştık, çabaladık, çabalıyoruz.
Bir şey daha, hiç bir akli tasarım, hesap, kitap tutmuyor. 50 yaşına merdiven dayamış tecrübeli bir adam olarak konuşuyorum. Bir Nokta çıktığı zaman, yani Şefik Memiş 'bu çok maliyetli değil, iki sayfa tabloit boy çıkarırız' demişti. Biz görünmeyen bir sevgiliye mektup yazıyorduk. Sonra o iki sayfalık dergi 9 yılını geçti ve 90. sayısına ulaştı. Dinleyen söyleyenden arif gerektir derler, siz bizim bölük pörçük söylediklerimizi Bir Nokta'ya irca edin, yan yana getirin ve tabloyu tamamlayın inşallah. Kardelen, Düş Çınarı ve bunun devamında Bir Nokta, varoluşu teknik açıdan izah eden dünya görüşünün, sanat, estetik anlamda bir dışa vurumudur. Yerli düşüncenin, yerli duyuşun türküsünü söyler. Başlangıçta işin teorik tarafını arz etmeye çalıştım, varoluş o tevhidin zuhurudur. İki, sosyokültürel bir faaliyettir bu dergi, bu dergi bu toprağın ruhuna sadakatten besinini almaktadır. Bunu yaparken Yirmiüç'ten sonra Türkiye'deki sanat edebiyat algısının, sanatta ve edebiyattaki vitrin değişiminin sendelemesini ve sersemliğini Bir Noktada yaşamıştır. Türk şiirinde bir duralım. Türk şiirinin yaşadığı bir sersemlik dönemi olmuştur. Türk insanının yaşadığı bir sıkıntı dönemi olmuştur. Hızla akan zamanın aklımızı karıştırması, ruhumuzu bulandırmasından azade olarak kendi ruh köklerimizde buluşarak yeni bir şekilde yeni bir biçimde bir şeyler söyleme çabası içindeyiz.
Kemaliyle söyleyemedik henüz söylemek istediklerimizi, kekelediğimizin farkındayız. Ama bazen kekelemelerin, fasih ve beliğ söz söylemekten çok daha şey anlattığı da vakidir. Devam ediyorum, Bir Nokta bu iz üzerinde kendisini, Mehmet Akif'ten Necip Fazıl'a oradan Sezai Karakoç, Nuri Pakdil gibi büyük ustalara dayandıran bir gelenekten gelmekle beraber, Türkçe'nin kullanıldığı bütün alanlara da saygı duyarak kendi varlığına bir arka plan biçmiştir. Türk Edebiyatının, yerli ruha sadık olsun ya da olmasın, Türk dilinin kıvam bulduğu her şiire, her hikayeye, her metne saygı duymayı bir ahlaki -asla 'etik' değil 'ahlaki'- ilke kabul etmiştir. Ve bu doğrultuda kendi yazarlarını, hatta kendi okurlarını yetiştirerek, popüler edebiyat dünyasının da popüler bir kibri vardır, o kibirden arı durarak, uzak durarak böyle bir şey yapmaya çalışıyor. Elbette bu kolay bir iş değil. Nesillerin, kuşakların geçmesiyle tebellür edecek teşekkül edecek bir olgudur. Kolay olmadığını biliyoruz.
Bir Nokta'nın inadı, yeni bir aydın ahlakını da tebellür ettirmek.. (Niçin arada bir osmanlıca kelimeler kullanıyorum bunu kasten yapıyorum halva demeyi de helva demeyi de elbette biliyorum ama tebellür etmek kelimesini siz bana açın bakalım bugünkü uydurukçayla ne kadar tezahür ettireceksiniz. Evet dönüyorum başa.) Biz edebiyat dergimize yazan arkadaşlarımızla komplekssiz şiirler ve hikayeler yazarak kültürel makas değişiminde yine kendi ruhumuzla buluşmaya doğru gidiyoruz. Bunu modern türlerle yapıyoruz, bunun tarihte elbette kökü kökeni var. Bizim kültürümüz şiir kültürü nesrin çok fazla olmadığı bir yapıda ama ne ki artık bu çağın savaşları bile terörist gurupları kullanarak gerçekleşen bir kahpe savaş tarzında gerçekleşiyor. Bu çağda hiç kimse hiç kimseye 'ben seni sevmiyorum' demiyor. Bu çağda hiç kimse hiç kimseye kızmıyor. Atıyorsun bir hap, iyileşiyorsun ve herkesi seviyorsun. Herkesi seven arızalı insanlar var bu çağda. Bir de herkesi sevme evliyalığı var ki o insan-ı kamil'e ait bir vasıf o zaten anka kuşu gibi bir şey. Çok gülen, çok iyimser, çok tatlı, çok düzgün, çok hoş insanların olduğu bu kadar steril kirli bir zamanda biz çatlak bir sesle bozuk bir ritimle arızalı işler yapmak istiyoruz. Bir Nokta'da bunu yapmaya çalışıyoruz. İnşallah da böyle devam edecek.
Benim vaktim bitti mi? 18 dakikaydı 10 dakikası geçti galiba. Efendim sözümü bağlayacağım. Şimdi Türk edebiyatının hal-i pürmelali ortadadır. Şiirimiz eski sesini bir tarafa bırakarak otuz ve kırklardan sonra, serbest tarz dediğimiz şiirle, batıdan ithal böyle bir algıyla oluşmuş yeni bir şekil almıştır. Çünkü para kimdeyse, silah kimdeyse, teknoloji kimdeyse onun sözü olmaktadır. Osmanlı varsa Goethe Doğu Divanı yazar ya da Rilke, Muhammed'in yakarışını yazar, Osmanlı varsa. Eğer Amerikan emperyalizminin gücü çok etkin ve baskınsa, siz işte okeyli mokeyli bir şeyler söylersiniz, ya da pizza yersiniz. İşte 22 milyon kilometrekare topraktan, 750 bin kilometrekare toprağa düştükten sonraki duygu ve düşüncemizdeki duyarlılığımız elbette sıkışacak daralacaktı, dilimizde keza Agop Dilaçar tarafından dilkapatırlaşacaktı ve kuraklaşacaktı ve sonuçta da biz kargacık burgacık bir duygunun duyarlığın parçalı bir algının, acısı modern, hiçbir derde şifa olmayan, sadece yazanının tatmin olduğu metinler üretmek gibi kötü kaderle karşı karşıya kalacaktık, kaldıkta. 1950'lerden sonra şiir, mevcut şiir akımları gariptir, ikinci yenidir ve devamıdır. Burada da edebiyat dünyası hiç kusura bakmasın handiyse kendisi söyleyip kendisi dinleyen, kendi halkının duygularıyla düşünceleriyle buluşmaktan uzak bir ses bir söyleyiş içine girdiler ve yazdıkları kitapların okunmamasını halkın arızasına bağladılar. Doğrudur, halk arızalıdır ama söyleyenlerin de elbet kabahati vardır. Yani Türk edebiyatında yeni bir reform gereklidir. Cesur sözlere ihtiyaç vardır. Türk edebiyatı kendisini yenilemek durumundadır. Yeni zamanlara kendisini açmak zorundadır. Bunu yapacak olan da cesur, yürekli, hiç kimsenin övgüsüne aldırmayan sanatçılardır. Bunun başka yolu yoktur, herkes bu konuda kafasını yormak, beynini zonklatmak durumundadır. Böyle bir mecburiyet var. Bir Nokta dergisi bunları dillendirmeye, burada karınca kararınca yol almaya çalışmaktadır. Çünkü sizin hayata bakışınız hayatı biçimlendirme algınız ve anlayışınız eğer mutlak iradeyle çatışma halindeyse, hiçten hiç doğuran ve kötüyü, fenayı ve fesadı sürekli salgılayan bir yol ve yordam sahibiyse, yani siz ilahi iradeye hatta daha açıkçası daha dobrası, ilahi iradenin tersine giderseniz yani ceviz ağacından kiraz almaya kalkarsanız hayat infilak eder. Ozon tabakasını deldiğiniz gibi, yeraltını ve yer üstünü kirlettiğiniz gibi sözü de kirletirsiniz. Söz kirlendiği zaman her şey biter. Zaten birbirimizle konuşmuyoruz ki artık, söz de kurudu. Ve edebiyatın işlevi hala konuşma ümidinin varolduğunu anlatmaktır.
Bir Nokta da bunu yapmaya çalışıyor. Edebiyata yeni bir ruh, yeni bir biçim, yeni bir anlayış getirerek hiç kasıntıya girmeden, insan insana oturup güzel sözler söyleyerek, güzel hayaller kurarak, zaten sıkışan ve daralan dünyamızı genişletmek istiyoruz. 90 sayıdır yapmaya çalıştığımız şey bu. Başardık mı? Hayır. Peki edebiyat dünyasında bizden başka kimse yok mu, elbette var çok güzel dergiler var, iyi şairler, iyi yazarlar var. Dile, insanın doğasına saygı gösteren bütün yazarlar, Bir Nokta'nın manevi varlığı kalemindedirler. Türk edebiyatında iyi çabalar gösteren insanlar var. Biz kimseyle yarış falan yapmıyoruz, yarış yapmaktan müstağniyiz, övülmekten de müstağniyiz. İşimize bakmaya çalışıyoruz. Size, sizin için iyi şiirler yazmaya çalışıyoruz. Mesela Resul, sevgilisine sms yazmanın şiirini yazıyor, Derya Hanım fakülte yıllarını yazıyor, İbrahim Yarış Mario'nun derdiyle dertleniyor, Fatih Güney Amerika'dan havalar getiriyor, Şefik Memiş dünya şiirlerinden çeviriler yapıyor. Biz hayatı güzelleştiren, hayatın akışını kolaylaştıran işler yapmaya güzel şeyler söylemeye çalışıyoruz. Romantik değiliz, söylediğimiz hüküm mahiyetindeki her cümlenin altını herkesle tartışabilecek meydan okuyucu bir bilince sahibiz. Asla burada bir tevazu göstermiyoruz. Ama bıktık tekebbür etmekten, bıktım rol yapmaktan, rol görmekten. Ben insanları rol yapmadan da sevmek istiyorum, edebiyat da bize bu sahiciliği öğretmeye çalışıyor. Bir Nokta'da bunu yapmaya çalışıyoruz. Bu kadar. Efendim, hepinize çok teşekkür ediyorum, ayağınıza sağlık.”
Mürsel Sönmez
Sürgünce-34
H. Ziya Taşkent
Geldiği Gibi
Resul Tamgüç
Özgür Gemi

Aliye Akan
Haberi Var

Nurettin Durman
Soru İşaretleri
Adem Turan
Şâir Yolda

Sıddık Ertaş
Anasır
Müştehir Karakaya
Çılgınlık Saatleri
Yasin Şafak
Gelecek Yarınlarda

M. Davut Yücel
Tahtaya Şiir
İbrahim Yarış
Işık Hanım'a Göre
Ali Görkem Userin
Cehennem Meselleri*

Süleyman Çelik
Sa'y, Adın Aşk Olsun
Sâre Çermik
Kışbahar