Mescid-i Aksâ Sempozyumu
25 Nisan 2009 günü Zeytinburnu Kültür Merkezi'nde düzenlenen “İsrail Kazdıkça Kanayan Yara Mescid-i Aksa” Sempozyumu, Türk ve Arap katılımcıların sundukları tebliğlerle İslam dünyasının kanaması bir türlü durdurulamayan yarası Kudüs ve Mescid-i Aksa, etraflıca işlendi. Zaman zaman heyecanı artan sempozyumun, Kudüs hakkında bilinmeyen gerçekleri ve yaklaşımları aktarması yanında zaman aşımına uğrayan duyarlığımızı canlandırdığı da muhakkaktır. Tarihi önem taşıyan sempozyuma ilgi oldukça yoğundu. Organizasyonun takdire şayan bir yanı da, daha birinci oturumun sonunda tebliğlerin tamamının, kitap halinde dağıtılmasıydı. Henüz heyecanı tüten konunun sıcağı sıcağına, ayrıntısıyla, tekrar edilmesi imkânı sunmuş oldular.
İ.H.H. Genel Başkanı Av. Bülent Yıldırım'ın konuşmasıyla başlayan sempozyum, “Tarihten Günümüze Mescid-i Aksa”, “Mescid-i Aksa ve Kudüs'te Gerçekleşen İhlaller”, “Mescid-i Aksa'nın Korunmasında Uluslararası Toplumun Rolü ve Aksa'nın Geleceği” Ana başlıkları altında üç oturum olarak devam etti.
“Yahudiler, göçebeliğe yatkın bir toplum olduklarından yerleşik düzende kalıcı eserler bırakabilecek, gelişmiş bir bayındırlık faaliyeti ve köklü bir medeniyet oluşturabilecek karakterde insanlar değildirler” diyen Raşid Gannuşi'nin, Yahudiler “Filistin'i tarumar ettikleri halde hiçbir şey elde edememişlerdir.” cümlesi de dikkat çekti. Gannuşi'nin başka bir tesbiti de şu oldu : “Bu kukla, süprüntü Siyonist yapı, son sömürge çeşitlerinden biri olması bakımından Batı'nın dünyaya egemen olma çabası kapsamında ve ona hizmet etmek için ortaya çıkıp gelişmişse ve güç mantığı, askeri ve ekonomik krizlerden başka hiçbir fayda elde edemeden ulaşabildiği en uç noktalara ulaşmışsa, bu durum, hala Batı'nın desteğiyle ayakta duran ve ümmetin mahkûm edildiği parçalanmışlık halinden faydalanan bu süprüntü proje açısından sonun başlangıcı demektir.” Gannuşi bu tesbitini Yahudilerin giriştikleri vahşet görüntüleri nedeniyle Batı kamuoyunda Siyonizm'e karşı düşman yönelişlerin gitgide artığına ve Batı'nın kendi krizlerine yoğunlaşmayı, Siyonizm'e destek vermeye tercih edeceğine, ayrıca “Batı İslam'ı”nın karar mekanizmalarında etkisi artan bir faktör olduğuna bağlıyor.
Dr. Hasan Sanallah, İsrail'in Filistinlileri, otuz yaşına girmemiş gençlere işe girme hakkı vermeme gibi uygulamalarla maksatlı olarak yoksullaştırdığını anlattı.
Güney Afrikalı âlim Şeyh İbrahim Gabriels, ülkelerinde Müslümanları Kudüs ve Mescid-i Aksa'yı ziyarete teşvik ettiklerini söyleyerek yeni bir sahiplenme modeli sundu.
Sonradan Hristiyanlığı tercih etmiş eski bir Yahudi olan İsrail Adam Şamir, mazereti nedeniyle katılamadığı toplantıya “Duvar” başlıklı tebliğini göndermişti. Birçok millet ve ümmetin piramitler ve kuleler gibi dikine yapılar yaparak yerle göğü birbirine bağladığını fakat Yahudilerin duvarlar yaparak kendilerini başkalarından ayırdıkları tesbiti etrafındaki tebliğinde “Yahudi devleti o paranoyak Yahudi korkaklığının ve yabancı nefretinin sonucudur. Öte yandan Pentagon'un dalavereci politikaları aynı korku ve nefreti tüm dünyaya yayma çabasındadır.” diyor. Yahudilerin paranoyasına ABD'nin de yakalanmak üzere olduğunu Irak Savaşı'nı örnek göstererek iddia ediyor. Şamir'in tebliği 'duvar'ın gizli bir Yahudi kutsalı olduğu fikrini uyandırıyor. Şamir'e göre 'duvar', aslında Yahudilerin kafasında ve kalbindedir. Bildik ırkçı ve paranoyak Yahudi anlayışıyla ne kadar içli-dışlı bir tesbit.
Raid Salah “Mescid-i Aksa Tehlikede”, Halit Cabarin “Tarihi Süreçte Mescid-i Aksa”, Mustafa Özcan “Mescid-i Aksa ve Üçüncü Mabedin Kaderi”, Prof. Dr. Ahmet Ağırakça “Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın İslam'daki Yeri” Dr. Muhammed Ekrem el Adluni “Siyonizmin Mescid-i Aksa ve Çevresindeki İzdüşümü: Yahudileştirme”, Tevfik Ağbariye “Müslümanların Himayesi ile Yahudileştirme Arasında Kalan Kudüs Mukaddesatı”, Dr. Kemal eş-Şerafi “Kudüs'te İsrail'in İhlal Ettiği İnsan Hakları”, Fadıl Vişahi “Kudüs: Sıkıntı ve Acı, Emeller ve Eylem”, Dr. Hasan Sanallah “Kudüs'te Yoksulluk”, Essam Hallak “Küresel Aktivizm İçin Evrensel Ahlak Çerçevesi” konulu tebliğleriyle toplantıya katkılar sağladılar.
Her şeyden önce sloganın çok ötesinde bir toplantıydı. Kudüs ve Mescid-i Aksa meselesinin Müslüman aydınlarca iyi anlaşılıp çözüldüğü, doğru yaklaşımların geliştirildiği kanaati ortaya çıksa bile meselenin yeterli doğrulukta dillendirilmediği ve dünya tarafından, özellikle de Batı tarafından iyi anlaşılmadığı kanaati de ortaya çıkıyor.
Umut ve duyarlığımızı bileyleyen “İstanbul Barış Platformu”na başarılı organizasyonundan dolayı takdir ve teşekkürlerimi sunuyorum.