Ağardığını sakallarının, uzatınca anladım. Böylelikle yaşlanmış olduğu da ortaya çıkmış oldu. Kağıtta yazılan mı, yaşanılan mı? Ya da, hissedilen mi? İşi kolaya bağlayalım: Hepsi de önemli bu savların; yazılan da, yaşanılan da, hissedilen de.
‘Bir nokta’ sayı doksaniki deyince de böyle oluyor. Zaman ne çabuk geçmiş de gelmişiz buralara diye şaşıp duruyoruz. Her şeyi kendimizin programladığını, kendimizin yaptığını ve hatta yarattığını sanma avanaklıklarımızın peşine takılmış gidiyoruz ya, başka bir şey görmüyoruz. Oysa, ne kadar da az müdahiliz hayata, hayatlarımıza.
Ne kadar da güçlüyüz, güçsüzlükte.
Ne kadar da çok gürültü çıkarıyoruz. Cirmimizden çıkan gürültü cismimizi bile ürkütüyor. Ve sürüyor yanılgı. Devam ediyor hayat.
Ve sen tutmuş aradan bir esenlik tümcesi salık veriyorsun bana. Dur da tümcelerimin ilkini tersyüz edeyim bir: Sakallarının ağardığını uzatınca anladım. Şimdi tamam.
Bir gün mutlaka bayram olacak, o gün kutlu olsun.
Esenlikler…
M.S.
Eylül 2009 - 92. sayı yazıları